ABD’nin Alabama eyaletinde ruh sağlığı danışmanı olarak çalışan 29 yaşındaki Casey Little Pittorru, tükenmişliğin eşiğindeyken kendine iki aylık bir mola verdi. Bütçesine uygun bir ev ararken yolu İtalya’nın Sardunya Adası’na düştü. Kaldığı yerin, 100 yaşını aşan sakinleriyle bilinen ‘mavi bölgelerden’ biri olduğunu ise ancak oraya vardıktan sonra öğrendi. Aradan geçen dört yılın ardından Casey, iki ülke arasındaki hayat farkını anlattı.
Kaynak: The Mirror
Kiraladığı evin uzun yaşam bölgesinin ortasında olduğunu bilmiyordu
Casey, 2022’de Alabama’nın küçük kasabası Opelika’dan yaklaşık 8 bin kilometre uzaktaki Sardunya’ya geldiğinde aklında tek bir plan vardı: İki ay boyunca hiç çalışmamak. Arkasında yorucu bir dönem bırakmıştı. Bir yandan okuyor, bir yandan danışan görüyordu.
‘O yıl çok şey yaşadık. Toplu silahlı saldırılar, ağır istismar vakaları… Her şeyle uğraştık’ diyen Casey, çevresinde harika insanlar olsa da duygusal olarak tükendiğini anlatıyor. Ada hakkında hiçbir şey bilmeden yola çıktığını, burayı bulmasını ise ‘Tanrı’nın bir lütfu’ olarak gördüğünü söylüyor.
‘Kiralık ev sitesinde bütçeme uygun bir daire buldum. Mavi bölgenin tam ortasındaymış ama o zaman bunun farkında değildim’ diyor. Mavi bölgeler, 100 yaşını aşan insan sayısının olağanın çok üstünde olduğu dünyadaki beş bölgeye verilen ad. Sardunya’nın dağ köyleri de bunlardan biri. Son dönemde adadaki Bolotana kasabası yeni bir aday olarak öne çıktı. Burada uzun ömürde başı kadınlar çekiyor ve bilim insanları bu farkı büyük ölçüde yaşam tarzına bağlıyor.
Günde 7-8 kilometre yürüyor, saatlerini denizde geçiriyordu
İki aylık mola, Casey’nin beklediğinden çok farklı geçti. Ağır akan gündelik hayat, temiz sofralar ve denizde geçen uzun saatler bakış açısını kökten değiştirdi. ‘Zamanımı dağlarda ve deniz kenarında geçiriyordum. Günde 7-8 kilometre yürüyordum. Nasıl bir hayatın içine girdiğime dair hiçbir fikrim yoktu’ diyor.
Değişimi aynada da görmüş: ‘Biraz kilo verdim. Denizde ve güneşte o kadar çok vakit geçirdim ki cildim ışıl ışıl oldu, zihnim de berraklaştı.’ Sofrasının da değiştiğini anlatıyor: ‘Hiçbir şey işlenmiş değil, her şey doğrudan çiftçiden geliyor. Bol balık, sebze, yumurta, makarna ve ekmek yiyoruz.’
Casey’yi en çok etkileyen şeylerden biri de köylerdeki yaşlıların birbirine bu kadar bağlı olması. Yaşlı erkekler sabah kahvesini ya da öğleden sonra biralarını sokakta oturup birlikte içiyor. Bizim kasabalardaki kahvehane muhabbetini hatırlatan bu sahnenin bir benzeri kadınlarda da var. Onlar da hayatı birlikte yaşıyor ama gündemleri çoğunlukla aile.
Adada tanıştığı adamla evlendi, artık yılı iki ülke arasında bölüyor
Tatil sırasında adalı Roberto ile tanışan Casey, onunla evlendi. Çift artık yazları adanın kuzeydoğusundaki Arzachena civarında, kışları ise Alabama’da yaşıyor. İki ülke arasında geçen dört yılın sonunda Casey için en büyük fark belli: hayatın hızı.
‘Burada her şey çok daha yavaş. Buraya gelmeden önce geçinebilmek için iki işte çalışıyordum. Sırf market alışverişini yapabilmek ve faturaları ödeyebilmek için durmadan çalışıyordum’ diyor. Bugün uzaktan çalışan Casey, mesaisini oğlunun kreş saatlerine göre ayarlıyor.
Yine de adada özlediği şeyler yok değil. ‘Beni en çok küçük şeyler zorluyor’ diyen Casey, en çok internetten sipariş verip ürünü kısa sürede kapısında bulmanın rahatlığını aradığını söylüyor.
